Zaman zaman medyaya da yansıyan bu tercihler, ailelerin dağılmasına bile yol açabilirken, bireylerin hem barınma hem de finansal güvenliğini aynı anda riske atan sonuçlar doğurabiliyor.
Uzmanlar, oturulan konutun spekülatif bir yatırım aracı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgularken, konutunu satan birçok kişinin elde ettiği kazançla aynı evi yeniden satın alamadığına dikkati çekiyor.
"Altın ve kripto varlıklar gibi yatırım araçlarının alınması davranışı giderek sıklaştı"
İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Hepşen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, oturulan konutu satarak altın ve kripto varlıklar gibi yatırım araçlarının alınması davranışının son dönemde giderek sıklaştığını belirtti.
Hepşen, özellikle yılbaşından bu yana altındaki hızlı yükseliş sonrası "buradan sonra da devam eder" beklentisinin oluştuğunu ifade ederek, "Bu beklenti çoğu zaman veriyle değil de son dönemdeki fiyat hareketinin kendisiyle beslendi ve maalesef bazı olumsuz haberler gördük. Burada dikkat çeken taraf, yatırım kararının nasıl alındığı. Finansal piyasalar teoride rasyonel davranan yatırımcı varsayımı üzerine kurulu. Ama pratikte kararlar çoğu zaman bu çerçevenin dışında kalıyor. Fiyatın yönü, kararın gerekçesinin önüne geçiyor." diye konuştu.
"Evi satıp tek bir yatırım aracına geçildiğinde üç ayrı risk alınıyor"
Prof. Dr. Hepşen, konut ile altın ya da kriptoyu aynı düzlemde değerlendirmenin teknik olarak sorunlu olduğunun altını çizerek, şu uyarılarda bulundu:
"Çünkü bunların fonksiyonları farklı. Konut, fiyat hareketi olan bir varlık ama aynı zamanda barınma ihtiyacını karşılayan bir yapı. Likiditesi düşük, yerine koyması maliyetli ve çoğu zaman gecikmeli hareket ediyor. Bu yüzden alım-satım kararı sadece fiyat beklentisiyle verildiğinde, risk tanımı eksik kalıyor. Evi satıp tek bir yatırım aracına geçildiğinde aslında üç ayrı risk aynı anda alınmış oluyor. Fiyat beklentisinin gerçekleşmemesi, yanlış zamanlama ve en önemlisi geri dönüş riski. Çünkü elden çıkarılan varlık (konut), aynı şartlarda yeniden alınamayabilir. Türkiye'de konut fiyatlarının ve kiraların birlikte hareket ettiği dönemlerde bu daha da belirgin hale geliyor."
Hepşen, burada yatırım kararı gibi görünen şeyin aslında çoğu zaman yüksek yoğunluklu bir pozisyon alma davranışına dönüştüğünü belirterek, çeşitlendirmenin ortadan kalktığını, tüm varlığın tek bir beklentiye bağlandığını söyledi.
Bunun akabinde yaşanan kaybın sadece finansal olmadığını ve barınma tarafında da kalıcı etkiler ortaya çıkabildiğini dile getiren Hepşen, şunları kaydetti:
"Bu tür kararların bireysel sezgilerle veya kısa vadeli fiyat hareketlerine bakılarak alınması, riskin yanlış tanımlanmasına yol açıyor. Özellikle mevcut yaşam düzenini doğrudan etkileyen işlemlerde, karar sürecinin daha sistematik ilerlemesi gerekiyor. Portföy dengesi, risk kapasitesi ve alternatif senaryolar dikkate alınmadan yapılan işlemler, yatırım kararından çok kontrolsüz risk alma davranışı haline geliyor. Bu noktada yatırımcıların, bu ölçekteki kararları tek başına almaktansa, süreci profesyonel bir çerçevede değerlendirmesi daha sağlıklı bir yaklaşım olur."
"Ev satarak altın alınmaz, altın satarak ev alınır"
Gayrimenkul iktisatçısı Ahmet Büyükduman da paranın, insanların kendi işinden kazandığı bir araç olduğunu belirterek, "Kazandıklarından bir kenara konulanlarla yapılan tasarruflar önce temel ihtiyaç olan ev alımı için kullanılmalıdır." dedi.
Yatırımın temel ihtiyaç olan ev, araba ve dükkan gibi varlıklar alındıktan sonra yapılması gerektiğini dile getiren Büyükduman, şu uyarılarda bulundu:
"Yatırım, daha çok kazanmak değil, kazanılmış olanların enflasyon karşısında erimesini engellemek ve bunun üzerine makul bir getiri elde etmek hedefiyle yapılmalıdır. Aksi takdirde yapılan yatırım değil kumar olur. Oturulan evi satarak spekülatif yatırımlar yapmak acı sonuçlar ortaya çıkartır. Ev satarak altın alınmaz, altın satarak ev alınır."
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA) - Uğur ASLANHAN
Yorumlar
Kalan Karakter: